Şirkin tanımı

Şirkin Tanımı

 

Ortak olmak' manasına gelen "Şe-Ri-Ke" fiil kökün­den bir mastar olan "Şirk" kelimesi; ortak koşma, ortak ta­nıma anlamına gelir. Bir kavram olarak kulanıldığı İslami pratikteki anlamı ise; alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'a za­tında ve sıfatlarında eş koşmak veya Allah'a ortak isnat et­mektir. Allah'a eş veya ortak koşmayla ilgili bütün fiillere "Şirk" denildiği gibi, bu fiillerin faillerine de "Müşrik" deni­lir.

"Şirk" kavramı, İslam'ın kuşattığı bütün meselelerde Allah'a eş koşmak veya Allah'a ortak isnat etmek manası­na gelmesine rağmen, günümüzdeki toplumsal anlayışa göre genel olarak, Allah'ı inkar manasına gelmektedir. Ni­tekim Allah'ı inkar eden kafirlere "Müşrik", Allah'a inandı­ğını ileri süren müşriklere ise "Müslüman" denilmesinin ne­deni, bu çarpık anlayıştır.

Oysa İslam'la mükellef olan bir insan yaratılışla ilgili bazı olayları görerek ve tefekkür ederek; "Allah vardır" dese, sadece bu ikrar ve bu inanç o insanı müslüman yap­maz. Bilindiği gibi müşrikler de yaratıcı olarak Allah'a ve Allah'ın varlığına İnanmaktadırlar. Nitekim müşriklerle ilgili olarak Kuram Kerim'de şöyle buyurulmaktadır.,

Andolun, onlara; Gökleri ve yeri lam yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade hidı? diye soracak olursan, şüphe­siz; Allah diyecekler. Şu Imlde nasıl oluyorlar da, çevrili­yorlar?[1]

Andolsun, onlara; Gökten su indirip de ölümünden sonda yeryüzünü dirilten kimdir? diye soracak olursan, şüp-hest; Allah diyeceklerdir. De ki; Hamd Allah'ındır. Ha­yır onların çoğu akktmiyorlar.[2]

Kur'an'ı Kerim'de zikredilen bu gibi ayet-i kerimeler, meseleye açıklık getirmektedir. Müşrik, Allah'a inanmasına rağmen Allah'a eş koşan insandır. Aliah'a eş koşan bu in­sanın, Allah'ın varlığına olan imanı ister taklidi iman, ister tahkiki iman olsun bu insan müşriktir ve İslam dairesinde değildir.

Şirk meselesine tanımla ilgili olarak bu kısa girişi yaptıktan sonra insanlan müşrik durumuna getiren şirk ol­gusunu, itikadi ve ameli şirk olmak üzere iki genel başlıkta değerlendirebiliriz.,

İtikadi Şirk

 

İtikad demek, bir dinin temel inanç değerlerine kalbi bağlılık veya inanmak demektir. İslam dinindeki iman esaslan amentüde belirtildiği üzere altı olarak bildirilse de, böylesi bir yaklaşım sınırlandırıcı olur. Günümüz müslümanlan Allah'a, Peygambere ve bir bütün olarak Kur'an'ı Kerim'e inanmakla yükümlüdürler. Kur'an'ı Kerim'de bildi­rilen bütün gerçekler, Kur'an'ı Kerim'de beyan edilen bü­tün esaslar, müslümanlar için birer iman esasıdır. Bu iman esaslarını bölmek, bir kısmını esas, bir kısmını detay kabul etmek, müslümanlar için mümkün değildir.

İslam'a göre en temel inanç, Allah inancıdır. Tabi ki bu Alİah inancı, değişik menkibelerde ve hurafelerle karı­şık hikayelerde verilmeye çalışılan Alİah inancı değildir. Al­lah inancının nasıl ve ne şekilde olacağını bildiren yegane kaynak, Kur'an'ı Kerim'dir. Müslümanlar yaratılmış birer mahluk olduklarının idrakine vararak, Yaratıcıyı kendi akıl­larına ve yaklaşımlarına göre tarif etmekten veya tanımla­maktan şiddetle kaçınırlar.

Müslümanlara göre Allah (c.c.)'ın en doğru tanımı, Allah'ın Kur'an'ı Kerim'de kendi zatıyla ilgiii olarak yaptığı tanımdır. Müslümanlar bu tanımı ne eksiltmeye ve ne de çoğaltmaya çalışırlar. Çünkü böylesi yaklaşımlar, insanlann büyük bir bölümünü, şirk vadisine sürükleyen yaklaşımlar­dır. İtikadi şirkin temelinde, Allah inancında meydana ge­len bu gibi sapık yaklaşımlar bulunmaktadır. Nitekim müş­riklerin büyük bir kısmı, böylesi yaklaşımlarla Allah'a zatında ve sıfatlannda şirk koşan kimselerdir.

İtikadi şirk içinde bulunan kimseler, genellikle müslü­man olduklarını zanneden veya müslüman olduklarını ileri süren kimselerdir. Bunlarda meydana gelen itikadi şirkten, ne yazık ki birçok örnekler verebilmemiz mümkündür.,

Mesela herhangi bir insan, yegane Halik, yani yegane yaratıcı olan Allah'a inan­dığını söyleyip; kainatın, dünyanın ve dünyanın içindekile-rinin yaratılışını, Allah'la beraber başka şeylere de nisbet ediyorsa,

yegane Rezzak, yani yegane nzık verici olan Alİah' a inandığını söyleyip; nzık verici olarak Allah'la beraber başka şeyleri de ön piana çıkarıyorsa, yegane Hadi, yani yegane hidayet edici olan Allah'a iman ettiğini söyleyip; hidayet edici olarak başka şeyleri de görüyor ise,

yegane ve mutlak Hakim olan Allah'a iman ettiğini söyleyip; hakimiyeti Allah'tan başka kimselere veya mercilere nisbet ediyorsa.... böylesi inanışlarda bulunan insanlar İtikadi şirk içersindedir.

Kısaca örneklendirdiğimiz bu itikadi şirkler müslü-manlarda olmamakla beraber, müslümanlann da bu gibi konularda yeterince bilinçli olduklannı söyleyemeyiz. Me­sela aklı başında gözüken bazı alimler bile İslami mücade­leleriyle ilgili olarak "Bizim mücadelemiz Allah'ın hakimiye­tini tesis etmek içindir" diyebiyorlar!. Böylesi bir söz, öncelikle Allah'ın sıfatlarını bilmekle yükümlü olan alimlere yakışmayacak bir sözdür. Müslümanların ve özellikle müs-lüman alimlerin, itikadi sapma meydana getirebilecek olan böylesi sözlerden şiddetle sakınmaları gerekir. Çünkü biz­ler biliriz ki Allah (c.c.) bütün alemler üzerinde mutlak ha­kimdir. Yaratıcının İlahi hakimiyet sıfatı, biz yaratılmışların mücadelesiyle tamamlanabilecek veya gerçekleşebilecek bir sıfat değildir. Allah (c.c.)'m Hakimlik sıfatı, zaten kendi özünde her türlü eksiklikten münezzeh olan bir sıfattır. Bu Öylesine muhteşem bir hakimiyettir ki, bu ilahi hakimiyeti kabul eden veya etmeyen bütün mahlukatı, bütün yaratıl­mışları kuşatmaktadır. Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'ın İlahi hakimiyetini, bu hakimiyeti kabul eden ülkelerde "Var", İlahi hakimiyeti reddeden ülkelerde "Yok" sanmak, itikadi bir yanılgıdır. Herhangi bir ülkeyi yöneten Firavun veya Nemrut, Allah'ın hakimiyetini reddetse dahi, yine de bu ülkedeki mutlak hakimiyet o Firavun'un veya o Nemrud'un değildir.  İlahi hakimiyeti reddeden Firavun veya

Nemrud, yönettikleri ülkede hakimiyetin gerçek sahibi ol­salardı, hiç şüphesiz ki Firavun Hz. Musa'yı, Nemrud ise Hz. İbrahim'i gayet kolay öldürebilirdi. Oysa biliyoruz ki bir yalancı hakimiyetin sözcüsü olarak Allah'ın elçileri hak­kında "Ölüm hükmünü" vermelerine rağmen, İlahi hakimi­yetin takdirine boğun eğmek zorunda kalmışlar ve öncelik­le kendileri ölmüşlerdir. Çünkü Allah (c.c), kendi hakimi­yetini reddeden firavunlar üzerinde de mutlak hakimdir.

Meseleyi Türkiye coğrafyasında sonuca bağlayacak olursak, Türkiye genelinde Allah'ın hakimiyeti değil, İslam'ın hakimiyeti yoktur. Dolayısıyle birer mü'min olarak bizlerin mücadelesi, Allah'ın hakimiyeti için değil, İslam'ın hakimiyeti içindir.

Bizler bazı yazılarımızda veya bazı konuşmalanmızda "Hakimiyet Allah'ındır" diyorsak, bu sözümüz; gerçekleştir­meyi arzuladığımız bir temenni değil, insanlara hatırlatmak istediğimiz apaçık bir gerçektir.

Netice olarak müslümanlardaki Allah inancı, itikadi şirkten ve itikadi sapmalardan uzak olan, Allah'ın zatına ve sıfatlanna uygun bir İnançtır. İmanla İİgili bütün meseleler­de bu inançtan sapmak, bu istikametten uzaklaşmak, in­sanları itikadi şirke sürükleyen bir yaklaşımdır.

  Ameli Şirk

 

Amel', fiil, eylem, hareket, davranış manasına gelir. İnsanın bütün bir yaşantısında meydana gelen fiil, eylem ve davranışlanndaki şirklere, kısaca ameli şirk diyoruz. Ameli şirk, bizzat fiil ve eylemlerde meydana gelen şirktir.

Mesela gaybı bildikleri inancıyla kahinlere gitmek, değişik maksatlar için büyü veya sihir yaptırmak, göz boncuğu veya katır boncuğu takarak, bunlardan fayda ummak, ölülerden veya birer mahluk olan yaratılmışlardan gaybi yardım istemek,

Allah'tan başkasına kurban kesmek,

insanların nasıl ve ne şekilde yaşayacaklanyla ilgili olan Allah'ın hükümlerine rağmen kendi istekleri doğrultusunda hükümler koymak veya bu şekilde hükümler koyan müstekbirlere oy vererek onlan meşru görmek ve onlara destek vermek... ameli şirklerdendir.

Ameli şirkin kaynağında itikadı şirk olduğu gibi, bazı hallerde itikadi cahillik de olabilir. Gerçi itikadi cahillikte de şirki inanışlar vardır ancak bu inanışlar, hakka rağmen inanışlar değildir. Mesela İslam'ın sadece bazı ibadetler de­ğil, başhbaşına bir hayat nizamı olduğunu anlamalanna, alemler üzerinde mutlak hakim olan Allah'ın, insanlann yaşantılarıyla ilgili olarak hükümler vazettiğini bilmelerine rağmen; bu İlahi hükümleri reddeden müstekbirleri meşru gören ve onlan oylarıyla destekleyen kişilerin ameli şirkle­rinin temelinde, itikadi cahillik değil, itikadi şirk vardır. Bu gibi konularda resmi veya gayriresmi propaganlarla aldatı­lan, hakkı ve gerçeği bilmeyen kimselerin fiillerinde ise iti­kadi cahillik bulunmaktadır.

Nitekim bütün bunlan dikkate alan İslam, fiilfail ayıranını yapmakta, fiil ile fail arasında bilinç bağı varsa, faili fiile göre sıfatlandırmaktadır.

Böyle bir bağ yok ise fiili şirk olarak nitelemesine ve fiilin failini müslüman görmemesine rağmen, bu faile hakkı bildiresiye kadar "Sen müşriksin" diyerek 'Müşrik' sıfatını vermemektedir

Yorum Yaz